Karanlık Zirve

Sislerin arasında yükselen Dağ Ebediyet, yüzyıllardır kimsenin girmeye cesaret edemediği bir lanetle anılıyordu. Kasabanın güzel kadınları birer birer kayboluyor, kimse onların izini süremiyordu. Rivayetlere göre, onları kaçıran şey insan değildi…

Genç gazeteci Eliza, bu korkunç olayları araştırmak için yola çıktığında, onun da kaderi değişecekti. Dağın gölgesine ulaştığında, bir grup maskeli adam tarafından saldırıya uğradı. Gözlerini açtığında kendini karanlık bir mağarada buldu. Çevresinde onun gibi kaçırılmış başka kadınlar vardı. Kimi hâlâ baygın, kimi korkuyla titriyordu.

Mağaraya giren uzun boylu, karanlık cübbeli adam, "Artık sizler efsanenin bir parçasısınız," dedi. Sonra bir ritüel başladı. Yüzlerine sürülen siyah sıvı, damarlarında ateş gibi dolaşırken, bedenlerinde değişim başladı. Derileri porselen gibi pürüzsüz, gözleri ise içten içe parlayan bir kızıllığa büründü. Güzelliklerini koruyarak birer yaratığa dönüşüyorlardı: Seksi, ölümcül zombilere…

Eliza, içindeki insani duygulara tutunmaya çalışsa da, dönüşümün etkisiyle arzuları ve açlığı gittikçe artıyordu. Kasabaya geri dönme şansı olduğunda ise, eskisi gibi biri olmadığını anlamıştı. Geceleri avlanıyor, erkekleri baştan çıkarıp onları kendi karanlık dünyasına sürüklüyordu. Ama derinlerde bir yerde, gerçek kimliğiyle bir savaş veriyordu.

Ta ki bir gün, efsanenin en eski kurbanı olduğu söylenen Lilith’le tanışana kadar. Lilith ona, bu laneti kırmanın tek yolunun, lanetin kaynağı olan karanlık varlığı yok etmek olduğunu söyledi. Ama Eliza için bu savaşın bedeli ağır olacaktı…

Karanlık Zirve’nin derinliklerinde bir karar vermeliydi: Sonsuza dek bir canavara mı dönüşecek, yoksa laneti kırıp gerçek benliğine mi dönecekti?